YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 4

Soluk alıp vermeyi unutmayın.Yoga yaparken, soluk alış verişlerinizin farkında olmalısınız.Soluklarınızın bedeninizle hareket etmesini sağlayın.Esneme hareketlerine soluk alarak başlayın ve duruşu sürdürürken de soluk alıp vermeye devam edin.Aldığınız soluğu gerilmiş olan kaslarınıza gönderdiğinizi hayal edin.Bunu yaptığınızda, kaslarınızın gevşediğini fark edeceksiniz.

Duruşlar sırasında normal soluklar alıp verin.Bir duruşu sürdürmeye çalışırken soluğunuzu tutarsanız, kaslarınız sertleşebilir.Bir duruşu sürdürürken ya da diğerine geçerken soluk alıp vererek rahatlamayı öğrenin.Bu alışkanlık, kaslarınıza oksijen gitmesini sağlar ve böylece kaslarınız rahatlayıp, daha sonra kolayca gerilebilir.

Duruşlar arasında geçiş yaparken durun ve bir-iki kez soluk alıp vererek dinlenin.Bir yandan, bedeninize öğrendiği şeyleri hazmetmesi için zaman tanıyın, bir yandan da gerilen kaslarınızın eski haline dönmesine izin verin.Yoganın yumuşaklığını hissedin.

Başlangıçta başınız dönebilir. Endişelenmeyin.Bazı duruşlarda (mum,deve,balık gibi) beyninize hızlı bir şekilde kan pompalanıyor olabilir.Bu geçici olarak baş ağrısı ya da baş dönmesine neden olabilir.Aynı şekilde pranayama’lar (nefes çalışmaları) sırasında da başınız ağrıyabilir ya da dönebilir.Yogaya başladıktan birkaç hafta sonra bu şikayetlerinizin geçmiş olması gerekir.Geçmiyorsa mutlaka nedenini araştırmalısınız.

Sevgiler.

YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 3

Kendinize karşı nazik olun.Yogayı aceleye getirmeyin.Her duruşu dikkatle yapın ve vücudunuzun ihtiyaçlarının farkında olun.Vücudunuzu dinleyerek her bir duruşu birkaç saniye sürdürün.Bu, duruşları daha etkili hale getirecek ve yogayı bitirdiğinizde kaslarınızın ağrımasını ya da yorulmasını engelleyecektir.Ağır ağır ve yumuşak hareketlerle yapın.

Duruşları uygularken, bedeninizi korumayı ihmal etmeyin.Göğsü açmak gibi ayakta yapacagınız duruşlarda, ya da oturarak öne eğildiğinizde, dizlerinizi korumak için hafifçe serbest bırakın.Dizlerinizi kilitlemeyin.Çevrelerindeki kas ve tendonlara baskı uygulamanıza neden olabilir.Yatarak yaptığınız duruşlarda ya da çekirge gibi duruşlarda, belinizi desteklemek için popo kaslarınızı iyice sıkın.Belinize her konumda çok dikkat edin.Belinizde basınç hissediyorsanız rahatlık sınırınızı zorluyorsunuz demektir.

Rahatlık sınırnızı belirleyin ve bu sınırın izin verdiği seviyeye kadar duruşta kalın.Bu, size kendiniz için en uygun olanı bulma fırsatı da sağlayacaktır. Zorlandığınızı hissettiğiniz an, dikkatli bir şekilde duruşunuzu bozun.Duruştan, kendi merkezinizden ayrılmadan nazikçe ve yavaşça çıkın.

YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 1

Genelde kendinizi bir egzersiz programına alıştırmanın en zor yanı işe başlamaktır.Yoganın farklı olduğunu göreceksiniz.Bir kez yoganın bedeninize yaptığı canlandırıcı etkiyi tadınca, bir daha bırakmak istemeyeceksiniz.Yogaya başlamak düşündüğünüzden daha kolaydır.İhtiyacınız olan şeyler sessiz bir köşe, bir mat, bir örtü, size huzur veren bir müzik… Ve işte başlamaya hazırsınız.lotus-position

Yoganın size sağlayacağı yararların, zarafetinin, güzelliğinin ve inceliğinin tadını çıkarmaya bakın.

Eğer çalışmanızı sabah yapmayı seçerseniz, kaslarınızı ısıtmak ve daha az tutuk olmalarını sağlamak için önce bir duş alın.Kaslarınız günün bu saatinde daha az esnek olduğu için sabah yapılan hareketlerde fiziksel ilerlemeniz daha yavaş olabilir.Ancak hareketleri sabah yapmanın yararı, günün geri kalan kısmında kendinizi iyi hissetmenizi sağlamasıdır.

Akşamları yoga yapmak da eşit ölçüde yararlıdır.Kaslarınız sert değildir ve bu da hareketlerinizde ilerlemenizi kolaylaştırır. Bitirdikten sonra da iyi bir uyku çekersiniz ve ertesi sabah uyandığınızda kendinizi yenilenmiş hissedersiniz.Yoganızı hafif bir yemekten sonra yapmak en iyisidir, ya da yemeğinizi yedikten en az bir saat sonra.

İdeali, her gün yapmaktır.Bazı günler yalnızca birkaç egzersiz yapmaya zaman bulacak kadar vaktiniz varsa, kendinizi çok iyi hissetmenizi sağlayan hareketleri yapın.O gün hangi hareketlere ihtiyacı olduğunu anlayabilmek için de, bedeninizi dinleyin.

Unutmayın, yoga yaparken kendinizi zorlamanıza ve egzersiz yapmaya zaman bulamadığınız için kendinizi suçlamanıza yer yoktur.

Sevgilerimle.

EGO’NUN KÜÇÜK MUMUNU ÜFLEYİN

Büyük Hintli şair Rabindranath Tagore sürekli olarak güzellik hakkında, onun ne olduğu hakkında düşünüyordu. Bir şair doğal olarak güzellikle ilgilidir. Onun zihni güzellik üzerine fikir yürütüyordu. Bir dolunay gecesi o bir teknedeydi. Ve muhteşem bir geceydi: Gökteki dolunay ve nehrin sessizliği ve etraftaki orman. Ve o teknede yalnızdı. Sadece arada bir, bir kuş ötüyordu – hepsi bu – ve sonrasında sessizlik, öncesinden daha derin hale geliyordu.

Ancak Tagore, “Güzellik nedir?” sorusu üzerine kafa yoruyordu. Ve o, çok eski yazıtlara bakıyordu. Kamarasında sadece yanmakta olan bir mumu vardı. Yorulmuş, bu eski yazıtlarda bile güzellik hakkında hiçbir şey bulamadığı, sadece sözler ve sözler olduğu için hayal kırıklığına uğramış bir şekilde gece yarısı olduğundan mumu üfledi ve gözlerine inanamadı.

Mumu üflediği anda ansızın pencereden, kapıdan ay ışığı hemen içeri giriverdi. O başka bir dünyaya sıçramıştı. Hemen dışarı çıktı. Gecenin sessizliğinde aya baktı ve ay nehirde yansıyordu ve tüm nehir gümüş rengindeydi. Ve kıyıdaki orman derin ve yoğundu… ve güzellik buydu!

Ancak o kitaba bakmaktaydı. Ve güzellik onu hemen kapın dışında bekliyordu. Ancak bu küçük sarı mum ışığı gecenin ihtişamını engelliyordu. Ve o, yazıtlardaki düşüncelerle o kadar doluydu ve meşguldü ki onun bir dolunay gecesi olduğunu bütünüyle unutmuştu.

Yazıtı nehre attı ve bu onun güzellik hakkında düşündüğü son gündü. Düşünmenin faydası olmayacak dedi. Güzellik oradadır: Biz kendimizi ona açmalıyız. Mumu, egonun küçük mumunu üflemeniz gerekiyor. O zaman Tanrı pek çok şekillerde içeri girer ve güzellik sana nüfuz eder.

Mükemmel Ermiş – OSHO

HAMURSUZ KEKİ (GATO de PESAH)

Bu keki yiyebilmek için hamursuz bayramını beklerdik.Çünkü hamursuz unu ancak o zaman piyasaya çıkardı.Günümüzde yine Hamursuz Bayramında (Nisan) büyük marketlerde bulunabiliyor ancak.

7 yumurta

5 kahve fincanı toz şeker

5 kahve fincanı hamursuz unu

1-2 portakal

1 kahve fincanı sıvı yağ

4 kahve fincanı ufalanmış ceviz

Yumurta ile şekeri iyice çırpın.Unu ilave edin ve karıştırın.Yağı, 1 portakalın suyunu ve 2 portakalın rendelenmiş kabuğunu ekleyip iyice karıştırın.En son  cevizleri ilave edin ve iyice karıştırın.Karışımı yağlanmış bir kek kalıbına dökün.Önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında pişirin.

“ÖFKE VE HÜZÜN”

İnsanların hiçbir zaman ulaşamadıkları, belki de ulaşsalar bile farkına varmadan yanından geçip gittikleri büyülü bir krallıkta…

Elle tutulabilir şeylerin hiç bir zaman somutlaşmadığı sihirli bir krallıkta…

Bir zamanlar…

muhteşem bir gölcük varmış.

Kristal gibi saf sularında akla hayale gelecek tüm renklerdeki balıklar yüzer, yeşilin bin bir tonu yansırmış…

Ta ki bu sihirli ve berrak göle Hüzün ile Öfke, aynı zamanda banyo yapmaya gelene kadar.

İkisi de giysilerini çıkarmışlar, göle girmişler.

Öfkenin acelesi varmış(öfkenin her zaman acelesi vardır ya), nedenini bilmediği halde çarçabuk yıkanmış, sonra daha da aceleyle sudan dışarı fırlamış…

Öfke körmüş, en azından gerçeği açıkça ayırt edemezmiş. Bu nedenle aceleyle sudan fırladığında, eline ilk geçirdiği giysiyi üzerine giymiş…

Ve de bu giysi onun değil, hüzününki miş.

İşte böylece üzerine Hüznü geçiren öfke çekip gitmiş.

Çok dingin ve çok aklı başında, her neredeyse orada ilelebet kalmaya niyetli hüzün de banyosunu bitirmiş, hiç mi hiç acelesi yokmuş, daha doğrusu zamanın geçtiğinin bilincinde değilmiş, tembelce. yavaş yavaş gölden çıkmış.

Kıyıda giysilerinin yerinde olmadığını fark etmiş.

Hepimizin bildiği gibi hüznün hiç hoşlanmadığı bir şey varsa oda çıplak olmaktır. Bu nedenle gölün kıyısındaki tek giysiyi üzerine geçirmiş: Öfkeninkini.

Anlatırlar ki, bu olaydan sonra, insan kör, zalim, korkunç kızgın öfkeyle karşılaştığında çoğu kez şaşırır. Ama kendimize zaman tanır ve iyice bakarsak, gördüğümüz öfkenin bir kılıktan ibaret olduğunu fark ederiz, bu öfke kılığının ardında aslında hüzün gizlidir.

(DÜŞÜNDÜRÜCÜ HİKÂYELER-JORGE BUCAY)

BEN NEYİM ?

Ben neyim?

Olduğum gibi kim görebilir beni,

ne rengim var benim, ne nişanım.

Benim de bildiğim sırlar var, diyeceksin ama,

hem o sırlarım ben,

hem o sırları saklayanım.

 

Bu gönül ne vakit durulacak, bilmem.

Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim,

yürüyüp giden de ben.

Ben bir denizim,

kendi varlığı içinde taşan,

uçsuz bucaksız,

alabildiğine geniş,

kıyısız, hür bir deniz.

İki dünya da yok oldu gitti bende.

Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni,

ne o dünyadan.

Sen bizim tıpkımızsın, dedim, ey can!

Amma yaptın, dedi,

o da ne demek?

Şu gördüklerin hep ben’im.

Yoksa, dedim, sen o musun?

Hey, kendine gel, sus, dedi,

benim ne olduğum, dedi, dile gelmez.

Öyleyse, dedim, işte sana dilsiz, dudaksız konuşan biri,

yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi,

işte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri.

Böyle koşup durmak, dedi bir ses, senin nene gerek.

Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim.

Sen beni gör asıl, beni!

Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum;

eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben,

Tebriz’li Şems’i gördüm göreli.

Mevlana

 

KENDİNİ SEV

Evet, yolculuğun sırasında, sırtına, taşımak zorunda kaldığın şeyler yüklenmiş olabilir.

Bu yükü taşıdığın için kendini sev.

Bazen yolunu şaşırdığın için kendini sev.

Bu sensin. Seni sen yapan şeyler bunlar.

Seni insan yapan, harika insan yapan şey budur. Eğer mükemmel olmasaydın, şimdi burada olmazdın. Dürüst olalım, mükemmel biri kimin umrundadır ki?

Mükemmel insanların yaptığı tek şey, başkalarında aşağılık duygusu uyandırmaktır. Kusurları kabul etmek, onları benimsemek senin için ne kadar kolay oluyorsa, içinde oluşan mutluluk duygusu o kadar kusursuz olacaktır.

Kendini olduğun gibi kabullendiğin anda, kendine ulaştın demektir.

Dört dörtlük olmayanlar kulübüne hoşgeldin! Olmadığımız biri gibi davranmayı bıraktığımız anda, bu yorucu sahte gösteri nihayet sona erer. Diğer insanları da oldukları gibi kabul edelim. Olduğun gibi davranmak kendine verebileceğin en büyük hediyedir. O halde her şeyi ile kimliğinin arkasında dur.

Pierre Franckh, Rezonans Kanunu

 

HER SABAH HESABINIZA YATIRILAN…

Her sabah hesabınıza 86.400 $ yatıran bir banka düşünün.

Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.

Oyunun sadece tek bir koşulu var: Harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez ve akşam hesabınızdan geri çekilir.

Ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız.

Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86,400 $ bulacaksınız.

Nasıl keyifli değil mi?

Farkında olsanız da olmasanız da aslında, hepimizin böyle bir bankası var.

Adı ZAMAN.

Her sabah 86.400 saniye hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz.

Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor..

Hiç devretmiyor.

Her gün size yeni bir hesap açılıyor.

Her akşam günün bakiyesi siliniyor.

Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir.

Geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok.

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız.

Ona yatırım yapın ki, size sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün.

Zaman akıp gidiyor gününüzü gün etmeye bakın!

BIR SENE’nin değerini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun.

BIR AY’ın değerini anlayabilmek için prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun.

BIR HAFTA’nın değerini anlayabilmek için haftalık derginin editörüne sorun.

BIR DAKİKA’nın değerini anlayabilmek için treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.

BIR SANİYE’nin değerini anlayabilmek için bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun.

BIR MİLİSANİYE’nin değerini anlayabilmek için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.

Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.

Dün artık mazi oldu.

Yarın ise muamma.

Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır.

Alıntı.