ŞAROPE BLANKO

c59farope-blanko-e1522144900770 Şarope Blanco vardır bizde.  Çok güzel olur. Bembeyaz,zahmetli bir tatlıdır. Bayramlarda yapılır. Zahmetlidir zor iştir. Herkes tutturamaz lezzetini. Sütle suyla karıştırıp yapılır ama macun gibi kaskatı olur. Kaşıklar yersin onu. Yeni nesil beyaz tatlı deyip geçiyor. Ama değil…

Şarope nasıl denir şurup gibi reçel gibi denir bizde. Kahve misafiri olunca çıkarılır kahvenin yanına. Kaseye koyar getirirsin içine de kaşıklarını. Yanında soğuk su.. Bir de kase koyarsın yanına yine içinde soğuk suyla. Yiyen kaşığı ona atar yedikten sonra. Şimdi bunca adeti var.. Bunun Türkçesi olur mu sen söyle!”  images

Malzeme: 1 kg toz şeker, 1 su bardağı su, yarım limon suyu, 2 çay kaşığı vanilya veya dövülmüş sakız

Yapılışı: Şeker ve suyu bir tencerede karıştırarak kaynatın. Bir tabağın ucuna, tencereden aldığınız azıcık karışımı damlatın, eğer dağılmıyorsa kıvamını tutturdunuz demektir. Limon suyunu da ekleyip karıştırdıktan sonra soğumaya bırakın. Uzun tahta bir kaşıkla, tenceredeki şekeri mutlaka hep aynı yönde olmak üzere, 10-15 dakika kadar karıştırın. (Tembellik edip blender kullanmayın cıvık bir karışım çıkar ortaya). Karıştırdıkça kıvam koyulaşacak ve tatlınız süz beyazı bir renk almaya başlayacak. Vanilya veya sakızınızı da ekleyip karıştırmaya devam edin. İyice koyulaştığında küçük cam kaselere paylaştırıp buzdolabına kaldırın.

Okumaya devam et

KIRILAN KANAT

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz.Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar;

Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini şöyle savunur:
Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun

Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Ancak bu emre Kuş itiraz eder: “Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş nedenini şöyle açıklar: “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.“

MAĞNEZYUM

Magnezyum diğer tüm mineraller gibi vücudumuzda hayati öneme sahip minerallerden bir tanesidir. Vücudumuzda bizden habersiz meydana gelen yüzlerce önemli reaksiyon için gerekli olan bir mineraldir.

Vücuttaki magnezyumun yaklaşık dörtte üçü kemiklerde, diğer kısmı ise yumuşak dokularda ve vücut sıvılarında bulunur. Doğada yaygın olarak bulunur; deniz suyu, kaynak suları ve tüm yeşil bitkiler magnezyum taşır.

MAGNEZYUMUN FAYDALARI
Magnezyumun faydalarından birkaçı aşağıda sıralanmıştır.
• Hücrelerin enerji üretiminde rol oynar.
• Stresi önleyici özelliği vardır. Kalsiyumla birlikte doğal sakinleştirici olarak kullanılır.
• Magnezyum kalp atış hızını iyileştirir,
• Kan damarlarını açar ve kan pıhtılaşmasını ve kalp krizlerini önler.
• Kramplar, astım, böbrek taşları, diyabet, yüksek kan basıncı, migren ve tansiyon baş ağrıları, adet öncesi gerginlik ve osteoporozis dâhil birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
• Kemik ve dişlerin gelişimi için gerekli olan kalsiyumun kullanılabilmesi için gereklidir.
• Dinlenme ve rahat bir uykuya yardım eder.
• Stres, gebelik, emzirme, hastalıklardan sonraki iyileşme dönemlerinde magnezyum ihtiyacı artmaktadır.

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİDE NE GİBİ BELİRTİLER ORTAYA ÇIKAR?
• Kronik yorgunluk
• Depresyon
• Kramplar ve seğirmeler

MAGNEZYUM İÇEREN BESİNLER NELERDİR?
Özellikle koyu yeşil sebzeler yapılarında bulunan klorofil molekülü sayesinde magnezyum minerali bakımından zengindirler. Badem, çekirdekler, soya fasulyesi, rafine edilmemiş tahıllar, tam tahıllı ekmek doğal magnezyum kaynaklarıdır.
Bunun yanı sıra kakao tozu, muz, avokado, ayçiçeği çekirdeği, kabak çekirdeği, kepek, fındık, yer fıstığı ezmesi, buğday gevreği, patlamış mısır, tahıl ekmeği, balık ve tavuk eti, peynir, yumurta, patates ve portakalda da bol miktarda magnezyum bulunmaktadır.

NEDEN MAGNEZYUM KAYBEDİYORUZ?
Günümüzde magnezyum kullanımı günden güne azalmaktadır. Hızla kirletilen çevremiz ve hava kirliliği başrolleri paylaşmaktadır. Buna bağlı olarak da potasyumlu gübreler ve asit yağmurları toprağın ve neticesinde bitkilerin magnezyum içeriğini azaltmaktadır. Bu da bitkilerin daha az magnezyum içermesine neden olmaktadır.
İşleme tabi tutulmuş yiyecekler ve sert suların yerine işlenmiş suların tüketilmesi de magnezyum alımını azaltan faktörlerdendir. Örneğin beyaz un da yapılan işlemler undaki magnezyum miktarını azaltmaktadır.

ORGANLARIN DİNLENMESİ

Bedenin veya organların dinlendirilmesi binlerce yıldır bilinegelen birşeydir. Eski uygarlıklar, daha sonra Yunan ve Roma uygarlıkları bu yöntemi uygulamışlardır. Her dinde bir oruç veya perhiz yöntemi güdüldüğü bilinir. Dinlerin ortaya koyduğu oruçlar sağlık açısından organları dinlendirmekten, zehirlerinden kurtarmaktan başka birşey değildir. Çağımızın besin uzmanlarına göre, çağımız insanı zaman zaman organlarını dinlendirmediği için çok şey kaybetmektedir. İnsan istediği kadar iyi kaliteli besin alsın; eğer toksinler birikmişse, bunlardan kurtulmadıkça beden bizi sağlıklı bir biçimde besleyemez. Bedeni bu zehirlerden kurtarmanın en akla yakın yolu organları dinlendirmek, yani yemek yememektir. Yalnız yemek yememek başkadır, perhiz etmek başkadır. Aradaki farkı belirtmek yerinde olur. Yemek yememek, yani aç kalmak bedenin besine gereksinimi varken onu bundan yoksun bırakmaktır. Perhiz ise bilimsel ve bilinçli biçimde bedeni toksinlerden kurtarmaktır. Doğal bir kurala göre, beden yiyecek birşey bulamayınca, ilk olarak en az gereksinim duyduğu maddeleri kemirir; yani toksinini ve zehirini. Beden bu toksinlerden kurtulunca birçok hastalıklar, yakınmalar yok olur; romatizma, arterit, şeker hastalığı, gut, migren, şişmanlık, kabızlık, sindirim bozukluğu v.b. gibi.

Bilinçli bir biçimde perhiz eden bir insan günlerce açlık duymayabilir. Çünkü beden kendi rezervlerini kullanmakta, yani gereksiz yağlarını yakıp eritmektedir. Her ne kadar organlar bedeni temiz tutmak için sürekli salgı salgılıyorlarsa da, solunduğumuz pis havanın ve yanlış beslenmenin yarattığı olumsuz etkiler salgı organlarının atabilme kapasitesinin üstündedir. Sonuç olarak kan pislikle dolar, salgı organları aşırı çalıştığından yorulur, bedenin direnç gücü zayıflar ve kronik hastalıklar baş gösterir.

Pek çok insan güçten düşeceğini sanarak bir öğün aç kalmaktan veya perhiz etmekten sakınır. Bu tamamen yanlış bir kanıdır. Kazazedelerin aç, susuz yaşadıkları çok duyulmuştur. Hasta bir hayvan günlerce her tür yiyeceği reddeder. Dişi kuşlar ve balıklar aç kalınca, bedenleri biriken yumurtaları besin olarak kullanır. Kış uykusuna dalan hayvanların bedeninde besleyici rezervler vardır. Ot bolken kuyruklarında yağ biriken koyunlar, kıtlık olunca bu yağı besin olarak kullanırlar. Hayvanda olduğu gibi, insan bedeninde de açlığa, kıtlığa veya perhize karşı koyacak besin rezervleri vardır.

Pratik ve kolay yoldan organları nasıl dinlendirmeli :

1) Haftada bir : Akşam yemeğinden sonra ertesi akşam yemeğine kadar hiçbir yiyecek veya içecek almamak. Perhize yeni başlanıyorsa, yalnız kaynamış su veya suyla meyve suyu karışımı içilebilir.

2) On beş günde veya ayda bir : Akşam yemeğinden sonra ertesi gün ve daha ertesi gün öğleye kadar, yani 36 saat yalnız kaynamış su içmek. (Bedeni de dinlendirmek için bunu tercihen hafta sonunda yapmalı.)

3) Haftada bir ve hep aynı günde : 24 saat, yani 3 öğün yalnız tek meyve yemek; ertesi gün kahvaltıda da aynı meyveyi yemek.

4) Ayda bir : 3 gün sırayla tek meyve yemek ve susadıkça biraz su veya şifalı doğal çaylardan şekersiz içmek.

5) Yılda bir (et yiyenler için yılda iki) : 15 gün yalnız meyve ve sebze yemek. (Bu süre içinde protein, yağ, unlu madde veya şeker kesinlikle alınmamalıdır.) Beden ilkbahar veya yaz aylarında arınır. Meyvenin ve yeşilliğin bu mevsimdeki bolluğu, güneş ve açık hava bu kürü kolaylaştırır. Ama bedenin şiddetle arınması gerekiyorsa, zaman kaybetmeden bu kür herhangi bir mevsimde uygulanabilir. Perhiz veya kür sona erdiğinde, en önemli sorun insanın katı besin olarak ilk ne yiyeceğidir. Eğer perhiz kısa süreli, yani bir veya iki üç günlük ise, birkaç gün az yemekle yetinmeli. Eğer kür bir haftayı veya 15 günü bulmuşsa, ilk günün sabahı gene sıvı besin almalı. İkinci gün birinci öğün fırında kabuğu ile pişmiş patates, ikinci öğün fırında pişmiş elma yemeli. Üçüncü gün kahvaltıda 2 ince dilim kızarmış ekmekle biraz tuzsuz beyaz peynir yenebilir. Öğleyin fırında pişmiş patatesle salata, akşam yalnız meyve yemeli. Üçüncü günden sonra besin miktarı çoğaltılır, ama gene de sofradan tok kalkılmaz. Ancak birşeyi unutmamamk gerekir: Bu kürden sonra gene bedende toksin bırakacak cinsten besin yenirse, kısa süre sonra eski yakınmalar ve rahatsızlıklar yeniden baş gösterir. Şunu da bir kez daha tekrarlamakta yarar var: Sofradan tok kalkmamalı ve acıkmadan yememeli.

Organlar dinlenirken :

Kür süresince bedenin asitleşmeye eğilimi vardır. Bu asiditeye set çekmek için her gün bir miktar limonlu su içmeli. Buna bir çimdik karbonat da katılabilir. Meyve suları kaynatılmış ve soğutulmuş suyla karıştırılarak içilebilir. Yalnız susadıkça içmeli. Susamadan içmenin ne yararı vardır, ne de salık verilir. Çünkü bu perhiz süresince bedendeki oksidasyon çoğalır. Bu çoğalma toksinlerin giderilmekte olmasından ileri gelir. Aşırı su içilirse toksinler giderilemez.

Beden kısmen bağırsaklar, kısmen de böbrekler yoluyla temizlenir. Perhiz eden bir insanın idrarı daha koyu ve daha asittir. Bağırsaklar da normal çalışmaz. Bu nedenle iki günde bir lavman yapmalı, yoksa bedendeki toksinler kana karışır. Perhiz süresince insanda garip arazlar belirebilir; paslı dil, ağız kokusu, baş ağrısı, bulantı, baş dönmesi, kabızlık, bağırsaklar boşaldığında nahoş koku v.b. gibi. Bütün bunlar bedenin toksinlerinden kurtulmakta olduğunu gösterdiğinden, endişe edilmemelidir. Ayrıca kan basıncı azalır, düşükse normale gelir, safra kesesi pisliğinden kurtulur, nabız atışı hafifler, kalp rahatlar, kan dolaşımı rahatsızlıkları yok olur, düşük ve yorgun organlar yerlerini bulur. Bedenin temizlenmesine fırsat verilmezse, kronik hastalıklardan başka ciltte çıban, sivilce, kızartılar, kaşıntılar da belirebilir. Bu belirtiler kanın temiz olmadığını gösterir.

Kür sırasında her ne kadar bellek zayıflarsa da, sonradan zihinde canlılık, bedende hafiflik hissedilir. Sağlıklı bir insan kür süresince çalışabilir. Hastanın ise yatması veya dinlenerek kürü sürdürmesi daha doğru olur.

Yeni bir beslenme sistemi uygulanınca beden de, zihin de 10 gün sonra değişmeye başlar. Bu değişim ancak 4 ayda tamamlanır. Kan plazması yaklaşık 10 günde, akyuvarlar 20-80 günde, alyuvarlar 120 günde değişir.

MÜHEYYA İZER – Bitkisel Protein ile DENGELİ BESLENME

NE YEMELİ, NE ZAMAN YEMELİ, NASIL YEMELİ

Her ne kadar yemek yemek bir gereksinimse de, çoğu kez aç değilken de yeriz. Gelişigüzel yemek iyi sonuç vermez. Gerçek açlıkla yalancı açlığı ayırt etmek gerekir. Gerçek açlık bedenin besine karşı bir isteği olduğunu gösterir. Yalancı açlık ise sinir ya da başka bir nedenle midenin, bazen de gözün ve damağın uyarılmasından ileri gelir. (Böyle bir durumda ağır su içmek bu yalancı açlık duygusunu giderir.)

Günlük besin elden geldiğince sade bir biçimde hazırlanmış olmalı. Aynı çok çeşitli yemek insanı aşırı yemeye sürükler ve mideyi yorar. Aşırı besin aşırı kilo demektir.

İlk yenen çiğ birşey olmalı. Çünkü önce çiğ besin yenirse, öteki besine midede daha az yer kalır. Ayrıca yenen ilk besin çiğ olursa, piston işini görerek bağırsakların çalışmasını da sağlar.

Acı baharattan kaçınmalı, bunların yerine tatlı olanlar (tarçın, karanfil, kimyon, küçük hindistancevizi v.b.) yeğlenmeli. Soslara ve yemeğe konan başka tat ve çeşni vericilere gelince, bunların da zarar vermeyenlerini kullanmalı. Doğa bize nice güzel kokulu, çeşnili bitkiler, otlar vermiştir. Bunlar yemeklere çeşni verdikleri gibi, sağlığımıza da yararlıdır.

Alınan besin mümkün olduğu kadar rafine edilmemiş olmalı. Yüksek kaliteli bir besin midede ekşir ve bağırsaklarda çürürse, kanda bir zehirlenme meydana gelir. Bu nedenle yenen besinin niteliği daha düşük olsa bile, iyi sindirilmesi şarttır. Doğa bize gerekli sindirim olanaklarını vermiştir; yeter ki biz de bedenimize fiziksel durumumuza, yaşımıza uygun olan besini verebilelim.

Sindirim bozuklukları genellikle kötü alışkanlıkların sonucudur. Belirtileri: Midede ağırlık, ekşime, aşırı asidite, yanma, bulantı, uyuklama, baş ağrısı, kusma v.b. Kötü sindirilmiş besin mideden geçtikten sonra bağırsaklarda şu belirtiler başlar: Gazlar (sancılı veya sancısız), şişkinlik, kabızlık veya ishal. Bir belirtiyi yok etmek için her şeyden önce onun nedenlerini ortadan kaldırmak gerekir. Sindirim bozukluklarının başlıca nedenleri şunlardır:

1) Çabuk yemek : Sindirim — özellikle de unlu maddelerin sindirimi — ağızda lokmanın çiğnenmesiyle başlar. İyi çiğnenmeyen bir besin sindirim organlarında ekşir. Yavaş yemek yemeyen er geç doktora görünmek zorundadır. Eğer insanın yemek yiyecek kadar vakit yoksa, vakti olduğu kadar yemek yemelidir. Yediğimiz en iyi besin bile sindirebildiğimiz kadar bize yararlıdır. Sağlığını korumak isteyenler kutsal bir görevi yerine getirircesine her lokmayı ağır ağır çiğnemelidir.

2) Yemekte su içmek : Yemek sırasında içilen sıvılar (içki, su, meyve suyu v.b.) mideyi şişirir ve yorar. Sıvılar midenin sindirim özsuyunu sulandırarak etkisini zayıflatır. Diğer yandan, yemek sırasında içilen serin ya da soğuk bir sıvı sindirimi durdurur. Çünkü midenin sindirimi gerçekleştirebilmesi için belli bir ısıya gereksinimi vardır.

3) Çok yemek : Kötü sindirimin başlıca nedenlerinden biridir. İnsan sofradan daha bir şeyler yiyebilirim duygusuyla kalkmalıdır. Çok yemekten kaçınmanın en kısa yolu sofrada az çeşit bulundurmaktır. Ancak bu az çeşitten aşırı yemek de elbette aynı kötü sonucu verir.

4) Birbirine yakın öğünler : Gerek mide, gerekse bağırsaklar görevlerini yerine getirmek için belli bir zamana gereksinim duyarlar. Normal bir sindirim için (aşırı derecede yenmemişse) 4-5 saat, bazı mideler içinse 5-6 saatlik bir zaman gerekir. Haftada bir gün olsun sindirim organları dinlenmeli. Haftada bir gün bir meyve kürü yapmak ya da hiçbir şey yememek (akşam yemeğinden sonra ertesi akşam yemeğine kadar) genç kalmanın sırlarından biridir.

5) Gece geç yemek : Yemek yedikten sonra hemen yatmak doğru değildir. Uyku sindirimi geciktirir. Bu nedenle ertesi sabah insan bedeninde yorgunluk duyarak kalkar. Gece yemekleri hafif olmalı. Ancak gündüz gerektiği gibi besin alamayanlar için koşullar değişiktir.

6) Yorgun ve sinirliyken : Yemek yenirse sinir sistemi sindirime yardımcı olamaz. Onun için bu durumdayken yememek daha doğru olur. Yorgunluk geçtikten, sinirlerin gerginliği giderildikten sonra yemeli. Aşırı yorgunluk mide kaslarının besini gerektiği gibi çalkalamasını engeller.

7) Uykusuzluk : Sindirim bozukluğuna yol açabilir, sinir sisteminin stoklarını tüketerek sindirimin dengesini bozar.

8) Asabiyet : Sinir sisteminin herhangi bir nedenle uyarılması sindirimi durdurur. Kavgalar, tatsız tartışmalar, aşırı heyecan, hırs, nefret, kin gibi olumsuz duygular sindirim organları üzerinde kötü etki yapar.

9) Ateşliyken yemek : Ateşin yükselmesine neden olur. Çünkü yüksek ateş sindirim çzsuyunu kurutur. Böyle bir durumda çabuk şifa bulmak için perhiz yapmalı. Doğada hiçbir hayvan yoktur ki, hastayken yemek yesin.

10) Her türlü kuvvetli baharat : Hardal, sirke, karabiber v.b. sindirim özsuyunu tahrik ve tahriş ederek midenin kimyasal bileşimini bozar ve sindirim bozukluğuna yol açabilir; özellikle mide zayıfsa.

11) Ham meyveler : Aşırı asit olduklarından kaçınmalı.

12) Bozulmaya yüz tutmuş besinler : Mikropların üremesine ve sindirim bozukluğuna yol açar.

13) Isıtılmış yemekler : Piştikten sonra soğuyan yemeğin yağı donar. Bakteriler bu donmuş yağda kalır. Yemek tekrar ısıtılınca içindeki bakteriler hızla ürer. Böyle yemekleri yer yemez zararını görmeyiz ama zamanla karaciğerimiz, böbreklerimiz, safra kesemiz ve bağırsaklarımız bundan olumsuz etkilenir.

14) Kızartmalar : Yağın cinsi ne olursa olsun, kızartmaların sindirimi genellikle ağırdır. Çünkü yüksek ısıda yağ ayrışır ve bu ayrışma karaciğere zarar verir.

15) Aşırı miktarda şeker : Sindirim bozukluğuna yol açar. Şeker çabuk ekşiyen bir maddedir ve sindirimle ilgili tüm organları olumsuz etkiler.

16) Besinlerdeki uyumsuzluk : Sindirim zorluğuna neden olabilir.

17) Çay, kahve, sütlü kakao ve benzerleri : Sinirleri etkileyerek sindirim sisteminin dengeli çalışmasını bozar.

18) Aynı öğünde birçok çeşit yemek : Sindirimi yokuşa sürer. Bir öğünde, salata dahil, üç çeşidi geçmemeli.

19) Çiklet ve benzerleri : Dr. Kollog bunların tükürüğün olumlu etkisini yansızlaştırarak midedeki asidin çoğalmasına neden olduğunu ileri sürer. Ayrıca bunların bileşiminde insan sağlığına zararlı kimyasal maddeler de vardır.

MÜHEYYA İZER`in
Bitkisel Protein ile DENGELİ BESLENME
adlı kitabından

YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 9

Yoga’nın 8 basamağından ilk dördünden daha önceki bölümlerde bahsettim.

Bunlar, sırasıyla, YamaNiyamaAsana ve Pratyahara idi.

Bu bölümde de sonraki basamaklarından bahsedelim.

Yoga’nın bir sonraki basamağı, Pratyahara (Duyguların geri çekilmesi) dir.Zihin dinginleşmeye ve dikkat netleşmeye başladığında, insanın kendi içine odaklanması mümkün olur ve dış dünyadaki olaylar artık dikkatini dağıtamaz.Yaptığınız şeye, dışarıdan uyarımların farkına varamayacak kadar daldığınız zaman, Pratyahara gerçekleşir. Eminönü meydanında olduğunuz halde hiçbir görüntü, ses, koku, his veya tadın farkında olmazsınız.

Bir yoga duruşuna konsantre olduğunuzda tamamen nefesinize ve hareketin içsel etkisine odaklanırsınız.

Dharana (Konsantrasyon) ise altıncı basamaktır.Zihnin belirli bir anda tek bir nesne üzerine istikrarlı ve sürekli odaklanmasıdır. Uzun konsantrasyon süreleri meditasyonu sağlar.

Bir ışığa ya da bir noktaya odaklanarak uzun süre bakmak bu çalışmanın egzersizidir.

Meditasyon ise (yedinci basamak), diğer bir deyişle Dhyana, kesintisiz akan konsantrasyondur. Dharana’dan farklıdır, çünkü odaklanma yeteneği tek noktaya odaklanmaktan, daha uzun süre konsantre olacak şekilde bilincin tamamına yayılmış ve zihin sessizleşmiştir.Dinginlik yaşanmaktadır.

Son basamak ise Samadhi, yani aydınlanmadır. Meditasyon halindeki kişinin bağlantıya geçmesi ve yaşayan tüm varlıklarla ilişki halinde olduğunu kavramasıdır.

Bu, huzur ve tam olma, genişlemiş farkındalık durumudur.Bir vecd halidir.

Sevgiler.

YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 8 (PRANAYAMA)

NEFESİN KONTROLU.

Özel nefes egzersizleri sayesinde nefes, düzene kavuşur ve konrol edilir. Prana, Sanskriçe’de yaşam enejisi demektir. Ayama ise genişleme, artma anlamına gelir. Bu anlamda, pranayama, prana’nın bedende gelişip güçlenmesini sağlayan, sinir sistemini arındıran ve kişinin yaşam enerjisini arttıran bir süreçtir.

Yoga yapmaya başladığınızda solunumunuz yüzeysel olabilir, ayrıca sık ve az miktarda nefes almanız muhtemeldir.Ortalama bir insan dakikada 16 ila 18 kez nefes alır.Yoga yaptıkça daha az nefes almaya başlayacaksınız. Ayrıca nefes alış ve veriş süreniz uzayıp, derinleşecektir.

Yoga duruşları bedeni nefesi içine alacak şekilde açar; böylece akciğerler ve kaburgalar arasında bulunan kaslar daha esnek hale gelir.

Öne doğru yapılan eğilme hareketleri bedenin arka kısmını esnetir ve akciğerleri doldurur. Arkaya doğru yapılan eğilme hareketleri bedenin önünü ve ciğerlerin öndeki bölümlerini doldurur. Yana doğru yapılan eğilme hareketleri ise, bedenin yan kısımlarını uzatır ve akciğerler arasındaki boşluğu genişletir.

Yoga, nefesle bedeni birbirine bağlar. Nefes alırken yaşamı içimize çekmiş oluruz. Nefes verirken zihni ve bedeni yabancı maddelerden arındırırız.

Sevgilerimle,