FIRTINADA UYUYABİLİR MİSİN ?

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp ‘çiftlik işlerinden anlar mısın?’ diye sormadan edemedi çiflik sahibi. ‘Sayılır’ dedi adam, ‘fırtına çıktığında uyuyabilirim’ . Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar: Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: ‘Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.’ Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: ‘Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.’ Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: ‘Fırtına çıktığında uyuyabilirim’

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)

hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.

Sevgiyle kalın.

-KIZGINLIKLA KARAR ALMAYIN, MUTLULUKTAN UÇTUĞUNUZDA SÖZ VERMEYİN.

İKİSİ DE SARHOŞLUK ÂNIDIR, AKIL BAŞTA DEĞİLDİR !

ALINTI

 

MAYDANOZ

Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.

Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden de zengindir. Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce bağırsaktaki peristaltik (kasılma) hareketleri arttırır.

* Kanı temizler, kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, kum, böbrek taşı ile tansiyona, şişmanlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine etkilidir. Maydanoz suyuna bal ve limon ilave edilerek günde 1-2 bardak içilir. Böbrek rahatsızlıklarında; 4 bardak suya 1 demet maydanoz yıkanır konur, 5 dakika kaynatılır, süzülür. Günde 3 kere 1’er çay bardağı içilir.

* Tohumlarının idrar ve safra söktürücü, adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz, aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.

* Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür. Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve sarılığa iyi gelir.

* Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir demet maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.

* Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.

* Afrodizyaktır

* Sivilceli, lekeli, pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir. 2 bardak kaynatılmış suda, 1 demet yıkanmış maydanoz sapları ile beraber üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dk. Kaynatılır.20 dk. Demlenmeye bırakılır süzülür. Böylece etkili cilt losyonu ve lapası elde edilir.Temiz cilde lapası sürülüp 20 dk bekletilir, sonra süzülen maydanoz suyu ile cilt yıkanır. Her gün günde birkaç kez uygulanır.

* Saçları besler, parlatır, dökülmeyi yavaşlatır. Saçlar maydanoz suyu ile yıkanır.

* Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir.

KULLANILIŞI: Birkaç taze yaprak, bir litre suda kaynatılarak günde iki fincan içilir. Kuru yapraklardan elde edilen tozdan, günde iki tutam demlenerek içilebilir. Astım, menopoz, ağrılı adet görme ve öksürük için yukarıdaki kaynatılmış maydanozun yanısıra birkaç kök ve yarım avuç maydanoz  tohumu kaynatılarak el ayak banyoları yapılır.

* Şeker hastalığında: 3 demet maydanoz ezilir, 6 bardak suya konulur, üstü kapatılır, 30 dakika demlemeye bırakılır, sonra süzülür, üzerine 1,5 su bardağı taze sıkılmış limon suyu ilave edilir. Her gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir.

UYARI: Maydanoz suyu 60 gr’dan fazla ve tek başına içilmemelidir. Havuç-elma suyuyla karıştırılarak içilebilir. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

 

KORKU

Korkularına git.

Yavaşça gir ki derinliğini keşfedebilesin.

Ve bazen, çok derin olmadığını göreceksin.

Bir Zen hikâyesi şöyle anlatır:

Gece yürüyen bir adamın ayağı kayar ve adam taşlı bir yoldan düşer. Metrelerce aşağı düşmekten korkar, çünkü yolun kenarının çok derin bir vadiye uzandığını biliyordur. O da kenarda sarkan bir dala tutunur. Gecenin karanlığında, altında görebildiği tek şey, dipsiz bir uçurumdur. Bağırır ve tek duyduğu kendi sesinin yankısı olur. Onu duyacak kimse yoktur etrafta.

Bu adamı ve bütün gece yaşadığı işkenceyi hayal edebilirsin. Ölüm sürekli altında bekler, elleri üşür, hâkimiyetini kaybeder… Ama tutunmayı başarır ve güneş çıktığında aşağı bakar… Ve güler! Uçurum falan yoktur. Sadece on beş santim kadar aşağıda kayalık bir düzlük vardır. Tüm gece dinlenebilir, rahatça uyuyabilirdi –düzlük yeterince genişti- ama bunun yerine, bütün gecesini kâbus gibi geçirdi.

 

Kendi tecrübelerimden yola çıkarak sana şunu söyleyeyim:

 

Korku, on beş santimden daha derin değildir. Şimdi ister bir dala tutunup tüm yaşamını bir kâbusa çevir, istersen o dalı bırak ve ayaklarının üzerine bas, sana kalmış.

 

Korkulacak hiçbir şey yok.

 

OSHO

 

Mucize Süper Besin: Buğday Çimi

Buğday çimi hiç kuşkusuz doğanın sunduğu süper besinlerin en başında gelir. İlk kez 1950’lerde Hippocrates Sağlık Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Ann Wigmore tarafından dünyaya tanıtılan bu süper besin artık tüm dünyada sağlıklı bir yaşam şeklinin ayrılmaz bir parçası. Buğday çimini bu kadar ayrıcalıklı kılan özellikleri neler?

Protein

Buğday çimeni gerekli amino asitlerin hepsini bünyesinde barındırdığı için bütünsel bir proteindir. Filizlendirme işlemi sayesinde buğday çimeninde bulunan tüm amino asitler bedenimiz tarafından minimum sindirim işlemi ile emilme ve asimile olma becerisini gösterirler. Bu sayede bedenimize giriş yolu bulan amino asitler kolayca hücrelerimize ulaşır ve onları tamir etme işlemine başlarlar. İlk okunduğunda kulağa çok teknik gelen tüm bu anlatılanların özeti, bütünsel bir protein olan buğday çiminin şifa ve onarım kaynağı olduğudur.

Mineraller

Buğday çimi tohumu olumsuz anlamda etkileyen glüten ve diğer elementleri içermez. Organik topraklarda yetişen buğday çimi işte bu sebepten dolayı bünyesinde mükemmel sağlık için gerekli olan tüm mineralleri barındırır.

Vitaminler

Buğday çimi suyu A, D, E, k vitamini ve B vitaminleri açısından zengindir. Aynı zamanda folik asit ve C vitamini deposu olan buğday çimi filizlendirildiği zaman kolayca kan akışına ve hücrelere dahil olur ve hiçbir bozulmaya uğramadan sindirilebilir.

Klorofil

Buğday çimi % 70 oranında klorofil içerir. Bu, herhangi bir bitkide rastlayabileceğiniz en yüksek orandır. Bitkilerin kanı olarak kabul edilen klorofil insan kanında bulunan hemoglobin ile aynı moleküler özellikleri sergiler. Klorofil sayesinde kanımızda bulunan hemoglobin miktarı artar ve oksijenin transferi kolaylaşır, daha alkalize ve daha sağlıklı oluruz. Beyin ve diğer önemli tüm dokularımız kaliteli oksijene ihtiyaç duyarlar ve klorofil oksijen üretimine destek olur.

Detoks

Buğday çiminde bulunan klorofil, kanın toksinlerden arınmasına, toksinlere maruz kalmaktan dolayı oluşan mukoza tabakasının kırılmasına ve toksinlerin nötralize edilmesine yardımcı olur.

Buğday çimi suyunda bulunan klorofil ve enzimler sayesinde bedeninizi ilaç artıklarından ve ağır metallerden arındırabilirsiniz. Kolon temizliğinde de kullanabileceğiniz buğday çimi suyu kolonların temizlenmesine ve iyileşmesine yardımcı olur, içerdiği magnezyum sayesinde kabızlığı giderir.

Bağışıklık Sistemi

Buğday çiminin bünyesinde bulunan yüksek miktarda klorofil, besinsel değerler ve enzimler bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Anti bakteriyel özellikleri sayesinde iyi olmayan bakterilerle etkili biçimde savaşan buğday çimi suyu bedenimize ihtiyaç duyduğu oksijenize ortamı sağlar ve kanser hücrelerinin oluşmasını engeller.

The Life Co.

ISPANAKLI GÜL BÖREĞİ

Cuma akşamları bir şölendi bizim için.Sofada kurulmuş sofradaki sebzeler,  Safiye Abla (Karadenizli yardımcı) tarafından soyulmuş, babaannem tarafından pişirilmiş olurdu.Et alışverişi dedeme aitti.Koşer kasaptan alınırdı mutlaka.Tavuk ise Hahambaşılık’ta kesilmiş olurdu.Ve dedemin Kiduşu ile başlayan yemekte en sevdiğim yemeklerden biri Bulemas de Espinaka (Ispanaklı gül böreği) idi….

1 Kg. ıspanak

2 adet yufka

1,5 bardak rende kaşar peyniri

3 yumurta

150 gr. beyaz peynir

az zeytinyağı

üstü için tereyağı

2 yumurtayı çırparak ufalanmış beyaz peynir ile karıştırın.1 Bardak kaşar peyniri ve iki kaşık zeytin yağı ilave edin.Ayıklanmış ve yıkanmış ıspanak yapraklarını iyice kuruladıktan sonra ince ince doğrayın ve yumurtalı karışıma ekleyin.

Yufkayı 8 eşit üçgene bölün ve üçgenlerin uzun kenarına hazırladığınız iç malzemesinden koyarak yuvarlayın ve elde ettiğiniz uzun ruloyu gül şeklinde kendi etrafında sarın ve tepsiye yerleştirin.

Kalan 1 yumurtanın sarısını çırpın ve böreklerin üzerine sürün.Küçük bir parça tereyağını da böreklerin tam ortasına yerleştirin.Kalan kaşar peynirinden birer tutam böreklerin üzerine ilave ederek 175 derecelik ısıda kızarıncaya kadar pişirin.

Aynı böreği ıspanak yerine,2-3 adet közlenmiş ve ezilmiş bostan patlıcanı kullanarak (Bulemas de Berencena) Patlıcanlı Gül Böreği yapabilirsiniz.

 

PAPAĞAN VE TÜCCAR

Bir ülkede bir zaman zengin bir tüccar vardı.
Ülke ülke dolaşır, mal getirir satardı.

Güzel bir kuşu vardı, özel cins bir papağan,
Tüyleri rengârenkti, konuşkan mı konuşkan.

Bir gün gene yollara düşmek çıktı kaderde;
Ticaret hayatında bereket var seferde.

Hedefi Hindistan’dı yolu da epey uzun.
Kavuşmak sevinç verir, ayrılan olur mahzun.

Evindeki herkesi tek tek çağırıp sordu :
Her biri Hindistandan acep ne istiyordu.

Herkes bir şeyler ister, boy boy ve türlü türlü.
Ev sahibi söz verir; cömert adamdır çünkü.

Papağana da sordu “Sana ne getireyim ?
Haydi, söyle bana da dileğini bileyim.”

***

“Ordaki kuşları gör, anlat hâlimi benim;
Onlara söyle : senin kafesteki kölenim.

Onları çok özledim ama burda tutsağım,
Yıllar var ki dostlardan, vatanımdan uzağım.

Selâm söyle onlara, bana yardım etsinler,
Bana kurtuluşumdan, ümitten sözetsinler.

Bu gurbet ellerinde onları özleyerek,
Çırpınıp duruyorum; bir gün ecel gelecek.

Ben burada, kafeste, sevdiklerimden uzak,
Yaşarken hiç durmadan ağlayıp sızlıyarak;

Onlar orda dallarda gezerek diyar diyar,
Uçuşup ötüşerek yaşasınlar bahtiyar.

Böyle dostluk olur mu, böyle mi olur vefa,
Dostları hapisteyken sürsünler böyle sefa ?

Ey mutlu kardeşlerim, özgür hayat sürenler,
Sabah sessizliğinde ses şöleni verenler !

Arada bir bu esir kardeşi hatırlayın
Hayâl gibi de olsa, aranızdayım sayın.

Kutluluk, mutluluktur dostu anması dostun.
Anan Leylâ olursa, anılan ise Mecnun

Daha da başka olur anlamı yâdetmenin.
Gün doğarken, batarken, dostlar beni yâdedin.

Siz orada gül endam eşlerinizle mutlu,
Ben burada kafeste, yalnızlığın mahpusu.

Yüreğimin kanını içerim yudum yudum
Ah canım kardeşlerim, cennet vatanım, yurdum ! 

Özgürce şakıyınız, yiyiniz ve içiniz.
Bu yere düşmüş canı yâdetmek isterseniz; 

Bir yudum da toprağa dökün içtiğinizden
Bana yardımcı olmak gelmezse elinizden.

Bu ne şaşılacak şey, nerde kaldı onca söz ?
Siz unuttunuz beni, kaldım yetim ve öksüz

Vefanın ve dostluğun gülleri nasıl soldu
Birlikte geçen günler nasıl da unutuldu ?”

***

Susturmadan sabırla kuşu dinledi tüccar,
Çok ince yürekliydi, kuşa çok sevgisi var. 

Bu hüzünlü mesajı kaydetti belleğine,
Öğrendi ve söz verdi götürmeye yerine.

Yola çıktı, yürüdü, geçti dağlar ovalar.
Bir hayli zaman geçti, Hindistan uzak diyar.

Çok da büyük bir ülke, gören bir kıt’a sanar,
İki ucu arası geldiği yollar kadar.

Sonunda bir gün baktı, geçerken bir ormandan
Burda kuşlar tanıdık, aynı bizim papağan.

Durdurarak atını, dedi : “Dinleyin kuşlar !
Size uzak bir yerden gelmiş bir haberim var ! 

Sizlere bir dostunuz candan selâm söyledi,
Şu sözleri de size aktarmamı diledi :”

Diye başlayıp söze, ne dediyse papağan
Tekrarladı bir güzel, tek bir söz atlamadan.

Çok tuhaf bir şey oldu her şey giderken iyi
Titremeye başladı duyan kuşlardan biri; 

Çok geçmedi, sallandı, düştü durduğu daldan,
Serildi kaldı yere, ne nefes kaldı ne can.

Adamcağız şaşırdı, bir zaman öyle kaldı.
“Acaba” dedi “bu kuş niye böyle sarsıldı ?

Vurulmuş gibi geldi, düştü kaldı önüme,
Bilmiyerek de olsa sebep oldum ölüme. 

Evdeki papağanın akrabasıydı belki;
Belki çok yakınıydı, belki ruhları birdi.

Bu işi nasıl yaptım, haberi niye verdim
Zavallı kuşcağızın hayatını bitirdim.”

Her ne olduysa oldu, bir iş ki şaşılacak !”
Dedi ve yola düştü, çok dağ var aşılacak.

***

Alışverişler bitti, görevler tamamlandı,
Döndü evine geldi, en güzeli bu andı.

Dağıttı Hindistan’dan gelen hediyeleri.
Ev halkı çok sevindi, herkesin belli yeri.

Papağana bilerek bir şey söylemiyordu.
O garip de öylece oturmuş bekliyordu.

Sonunda duramadı, seslendi efendiye :
“Burda biri daha var, bekliyor bir hediye !

Yok mudur bu kula da güzelce bir armağan;
Vatanımdan yurdumdan şöyle bir selâm falan ?

“Bırak Allahaşkına ! …” dedi, hüzünlü tüccar ;
“Senin aklına uydum, pişman oldum ne kadar !

Büyük cahillik ettim, büyük de akılsızlık;
Şimdi pek çok pişmanım, hem de kalbim çok kırık.

O hayırsız haberi götürmeseydim keşke.
Şimdi böyle üzülmez, düşmezdim bu ateşe…”

“Efendi !”dedi ona, hayretinden papağan;
“Niye pişman oldun ki, nedir seni ağlatan ?”

“Buldum senin yurdunu, buldum kardeşlerini,
O güzel dostlarına aktardım haberini.

İçlerinden birisi öyle kederlendi ki,
Seni ordakilerden en fazla sevendi ki,

Titremeye başladı ve sonra düştü daldan.
O öldü diye böyle üzüldüm, oldum pişman.

Pişmanlık neye yarar, olduktan sonra olan ?
Ölüme sebep oldum, uçtu ve gitti bir can”

Bu acıklı hikâye tamamlandığı anda
Bir tuhaflık belirdi zavallı papağanda;

Onun da bedenini bir titremedir aldı,
Sonra yere düştü ve kaskatı kalakaldı.

***

Adam dehşete düştü ve fırladı yerinden.
Canı çıkıyor gibi bir ah çekti derinden.

Külâhını çıkarıp yere vurdu çiğnedi
Yen-yaka parçaladı, derin derin inledi.

“Ey güzel sesli kuşum, ey güzel papağanım !
Ne oldu sana böyle, benim ciğerim, canım !

Neden bu hâle geldin, ey şakıyan yoldaşım,
Beni neşelendiren can dostum, arkadaşım !

Gönlümün güneşiydin, ışığıydın içimin,
Hayatımın bağıydın, bahçemdin, çiçeğimdin…

Süleyman seni eğer bir kez görmüş olaydı
Başka kuşa bakmazdı eğer seni bulaydı.”

Biraz sakinleşince değiştirdi hitabı
Kendisine kızmaya, söylenmeye başladı :

“Ey dil’im ! suçlu sensin, sen kıydın iki cana;
Beni de mahkûm ettin bu çâresiz hicrana !

Mâdem söyleyen sensin, ben sana ne diyeyim ?
Senden nasıl kaçayım, nerelere gideyim ?

Hem ateş, hem harmansın; hem serin hem sıcaksın.
Bu ateşi harmana ne kadar salacaksın ? 

Ey dil’im, cânan gibi bu can da senden bizar;
Hem her sözüne uyar, hem de gizlice ağlar …

Sen bir hazinesin ki, tükenmez harcamakla
Bir dertsin ki çâresi bulunmaz aramakla …

Yollara tuzak kuran hile’sin, bir ıslıksın
Hem de yalnız kalana tesellisin, ışıksın …”

***

Üzüntüden kendini kaybetmişti iyice
Konuşup duruyordu, tutarsızca, delice.

Kâh yalvarıp ağlıyor, kâh da nazlanıyordu
Izdırabı derindi, içeri kanıyordu.

Sonunda kuşu tuttu, kafesinden çıkarttı,
İçi parçalanarak pencereden fırlattı.

Ama ne oldu öyle ? birden heyecanlandı;
Kafesteki ölü kuş birdenbire canlandı !

Tıpkı karanlıklardan yükselen güneş gibi,
Birden parlayıveren güçlü bir ateş gibi,

Çırptı kanatlarını, hayatla doluverdi,
Yüksekçe bir ağacın dalına konuverdi.

Adam hayretten dondu, tutulmuştu dili de …
Bu ne biçim bir işti, bir terslik var belli de …

Acıyı ve kederi örtmüştü bu kez merak.
Biraz toparlanınca başını kaldırarak,

Seslendi papağana : “ey sesi tatlı baldan
Aklımı şu başımdan alıp giden papağan !

Söyle neler oluyor; ben de bileyim, anlat;
Bak nasıl perişanım, gitti dizimden takat.

O kardeşin gibiydin; önce yere serildin,
Sonra mucize gibi birden bire dirildin.”

“Peki,” dedi papağan, “anlatayım bak, dinle;
Bana kurtuluşumu sen getirdin elinle.

O mesaj bir öğüttü, şöyle diyordu bana :
“Ey kardeşim dikkat et, hareketimden anla;

Bırak neşelenmeyi, çok konuşmayı bırak !
Bu yüzden kafestesin, anlasana ey ahmak !

Güzel sesin, konuşman insanlara hoş gelir;
Seni kafese koyar, böyle ederler esir.

Bırakırlar yakanı benim gibi ölürsen,
Sen de özgür olursun, çıkarsın esaretten.”

“Demek istedi o kuş, ben de bunu anladım,
Hiç vakit kaybetmeden gördün ki uyguladım.

Ölü taklidi yaptım, ulaştım başarıya,
Beni kendin çıkardın kafesten dışarıya.”

****

Adamcağız şaşkındı, çünkü bu kuş haklıydı.
Onu yenip alteden iki kuşun aklıydı.

Başı önüne eğik düşünceye dalmışken
Papağan konuşmaya başlamıştı yeniden :

“Ayrılık vakti geldi, Allaha ısmarladık;
Vatana dönüyorum, gitmeliyim ben artık.

Sana son bir sözüm var, hem gerçek, hem de kesin :
Sen de özgür değilsin, bunu böyle bilesin.

Gözünü aç, hakkı gör, sen de özgürlüğü bul;
Yolunu biliyorsun, benim gibi yap, kurtul.

Bütün insanlaradır bu sözüm !” dedi uçtu,
Gözünde tütüyordu sevdikleri ve yurdu.

***

Anladınız mı bu kuş bizlere ne söyledi,
Size göre en sonda ne anlatmak istedi ?

****

Doğruyu kaynağından alır, doğru yaşarsan
Doğru olmaya başlar ne yapsan, ne başarsan.

Duymaya başlayınca seni çağıran sesi
Can kuşu hep sıkılır, daralır ten kafesi.

Kuş için kafes neyse mahpusa odur zindan,
Bilenler memnun olmaz böylesi bir durumdan.

Başta peygamberlerdir kafesten kurtulanlar;
Hakikate erenler, hak yolunu bulanlar.

Bu sebeple lâyıktır onlar yol göstermeye,
Hakkı ve hakikati bizlere bildirmeye.

İyi ve doğru herşey hep onların eseri,
Kafese dışarıdan, dinden gelir sesleri.

“Bir tek kurtuluş yolu terketmektir kafesi”
Diye seslenir durur, duyan bilir o sesi.

Ecel gelip çatmadan anla ki ey biçâre,
Bir diriye bağlanıp dirilmektir tek çâre

Peşini bırak hemen şu konforun ve lüksün;
Olmalısın her zaman hasta, zayıf ve düşkün;

Sana değer vermezler eğer böyle yaparsan,
Çıkarsın kolaylıkla şöhretin halkasından.

Şöhret sahibi olmak belâ olarak yeter;
Bir bağdır o dünyaya Demir zincirden beter.

***

Dünya bir hapishane, insan burada tutsak.
Her dünya nimeti de yol üstünde bir tuzak.

Bir kez tutulmayagör, can yutar bu tuzaklar
İçine eğil bir bak, nice yiğitler yatar.

Gafil odur, durmadan mal mülk para yığıyor.
Dar kapıdan bunların hangi biri sığıyor ?

Bile bile hayatın geçici olduğunu,
Ensende duyuyorken ecelin soluğunu,

Etraftan çerçöp topla ve üstüste biriktir,
Ağırlaştır yükünü, kendine çile çektir. 

Elinle ör kafese duvar üstüne duvar,
Bir de gerekçeler bul : “herkesin neleri var ?”

Her bir dünya tutkusu başka bir kelepçedir,
Biri birinden ağır, bir pranga, bir zincir.

Bu ne büyük gaflettir, bu ne vurdum duymazlık ?
Felâkete götürür insanı bu aymazlık.

Yoksa bilmiyor musun, cebi yoktur kefenin,
Vârislerin paylaşır hepsini terekenin. 

Dünya senin kafesin, sen içinde tutsaksın,
Bir gün kanatlanacak, buradan uçacaksın.

Kafesini altınla kaplamış bile olsan
Ne var ne yok hepsini burda bırakacaksın.

İyisi mi gel uyan, biraz da özüne bak,
Hakikate gel yön dön, şöyle bir ayağa kalk.

Terket fâni olanı, sonsuz olana tutun,
Ebedi hayat için var mı biraz umudun ?

Ne hazırlıklar yaptın, önden neler gönderdin,
Dünya mı, ahiret mi olmalı senin derdin ?

Bil ki bu tutsaklıktan kurtulmanın yolu var :
İbret al, akıllı ol, masaldaki kuş kadar;

Ölmeden ölü görün, terket tutkularını,
Aza kanaat et de, hayra harca varını.

Aşırı istekleri, uzun emeli bırak,
Can kuşunu da düşün, biraz da kendine bak.

“Dünyayı terket” demek, “çalışma da, yat” değil;
Tembellik; ne tevekkül, ne de kanaat değil.

Çalış da rızkını bul, ayağına gelemez,
Ama aşırı gitme, nefis haddi bilemez.

“Ölmeden ölmek” demek, gerçeği görmek demek.
Sonsuz bir mutluluğun yoluna girmek demek.

Çıkmak dar çerçeveden, açmak sonsuza kanat.
Safralardan kurtulup kuş gibi hafiflemek,

Akla ters geliyorsa, evet, delirmek demek,
“Ölmeden ölmek” demek, murada ermek demek
.

MESNEVİ’DEN

 

 

ÇÖMELMEK SAĞLIKTIR

Çömelmek, medeniyet artışı ile ters yönde, gerileyen ve unutulan bir duruş. Spor hayatımla beraber, insanların çömelme konusundaki yeteneklerinde olan kaybı ve bunun sonucu olduğuna inandığım sağlık sorunlarının artışını izlerken, bir yandan da araştırmaya başladım. Sonuç, çömelmeyi unuttukça artan sağlık sorunlarının bilimsel açıklamalarına dair pek çok araştırma oldu.
Bu konuda ne zaman derslerimde veya ders dışı zamanlarda konuşmaya kalksam, ilkel buldukları bu yöntem hakkında çoğunun konuşmak istememesi veya konuya müstehzi yaklaşması beni şaşırttı, konuyla ilgilenip hak verenlerin olduğunu da söylemeliyim tabii.

Özellikle üç tanesi fazlasıyla öne çıkıyordu beni araştırmaya zorlayan konular arasında, bunlar;
1- Doğum yapamayan kadınlar                                      
2- Kolon kanserindeki artış
3- Omurga problemleri

 

Ama araştırdıkça konunun sadece bu 3 başlıktan çok daha öte olduğuna dair sonuçlara ulaştım. Bunları mutlaka paylaşmam gerektiğine karar verdim. Artık sadece konuşarak değil, web sitede DOĞAL YAŞAM bölümünde bu konuya özel bir bölüm açarak çalışmalar hakkında bilgilerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Hep ergonomi ve endüstri tasarımı yapan arkadaşlarımdan yıllardır istediğim, çömelmeyi sağlayan ve hijyen şartlarına sahip tuvalet tasarımları yapmaları idi. Bu önerime şaşıranlar kadar, tepkiyle karşılık verip ilkel bulanlar da oldu.

Sadece gidin ve çocuklarınızdan çömelmelerini isteyin, 40 yaş ve üstü olanlarımız çocukken çömelebilirdi ve bir kısmımız eğer spor ile ilgileniyorsak hala çömelebiliyoruzdur ama bir çoğumuz spor yapsa dahi çömelme yeteneğini kaybetmiş durumdadır. Çocukların çömelemediğini gördüğünüzde yeni nesillerdeki kabızlık, diz ve eklem sorunları hakkında da biraz düşünün. Düşünürken içinizdeki bir ses, muhtemelen “zaten doktorlar dizlerimiz ağrırken çömelme, merdiven çıkma ve inme gibi hareketleri yapmayın dediler” diye fısıldayarak size hatırlatma yapacaktır… Ama ben buna kesinlikle katılmadığımı belirtmek zorundayım. Çünkü beden bir fabrikadır ve beyin tüm beden için gerekli her türlü üretime karar veren mekanizmadır, dizler 90 dereceden fazla bükülmdiği sürece de beyin dizlerin 90 dereceden fazla bükülmediğini görerek gereksiz eklem sıvısı üretimini yaptırmayacaktır. Bir fabrikada kullanmadığınız departmanların ışığını açık bırakır mısınız?

Tuvalet yani dışkılama ihtiyacı için en doğru pozisyon çömelme pozisyonudur. Bu şekilde ancak bağırsakların içindeki dışkının tamamını daha çabuk ve içerde gayta bırakmaksızın atmak mümkün olabilir. Oturma pozisyonunda yapılan dışkılama ise asla kolondaki tüm dışkıyı atmayı sağlayamaz, gereken süzme ve elemeyi yapamaz. Pek çok kişi bunun hiç farkında bile değildir ve öğrenmesi de kolay kolay mümkün görünmemektedir medeni olduğunu düşündüğümüz yaşam alışkanlıklarının devamı içindeyken.
A Guide to Better Bowel Care: A Complete Program for Tissue Cleansing Through Bowel Management adlı kitabında Chiropracter Dr ve Beslenme Uzmanı olan Dr. Bernard Jensen, oturarak tuvalet alışkanlıklarının sağlık üzerinde nasıl büyük bir tehdit olduğunu anlatmaktadır. Ve oturarak tuvalet alışkanlığını ise “ergonomik kabus” olarak nitelemektedir.

Sindirimde mideden çıkan karışmış ve sindirime hazır gıdalar ince bağırsağa geçer ve orada besinler emilir, atıklar ise kalın bağırsaklara ya da kolona geçer ki atıkların kolona geldiği zamanki hali likittir. Kolon içinde ilerken içindeki sıvı da emilerek rektuma gelen atıklar iyice katı hale gelir. Artık dışkının sadece konsantre halidir bu. Ve anüsten de dışarı atılır.
Toksik birikimi önlemek ve iç yapıda zehir oluşturmamak için dışkı atıkların tam olarak vücuttan tahliyesi gerekir. Bu ise sadece çömelmek ile mümkündür.
Çömelme sırasında bacakların üst ön kısımları karın üzerinde basınç yaparak kalın bağırsaklarda dışkının ilerlemesi ve kolay tahliyesi için gereken yardımı sağlar.

Cecum, Ascending Colon, Transverse Colon, Descending Colon, Sigmoid Colon , Rektum ve Anüs, ince bağırsağa İleocecal Valve ile bağlanır.
İleocecal Valve, tek yönlü bir kapak gibidir. İnce bağırsaktan kalınbağırsağa geçişe izin verir ama tersine izin vermez. Çömelmiş pozisyondayken, sağ uyluk, karnın sağ tarafında CECUM a basınç yaparak atıkların yukarı doğu kalınbağırsakta ilerlemesine yardım eder. Bu da apandisit ve ileocecal valve ın temiz kalmasını sağlar.
Sigmoid Colona gelen katı atıkların, rektuma geçip anüsten atılabilmesi için, Sigmoid Colondaki keskin dönüşü aşabilmesi lazımdır ki tortu bırakmadan ilerleyebilsin, çömelme pozisyonunda sol uyluk sol karına basınç yaparak Sigmoid Colonu da yukarı iter ve bu akışı sağlar.

Nasıl ki kalın bağırsaklara girişte bir kapak varsa, çıkışta da ir kapak vardır. Puborectalis Muscle ….
Bu kapak ancak çömelme pozisyonunda gevşer ve rektumun ağzını serbest bırakır. Oturma pozisyonunda ise kazara dışkılamayı önlemek için rektumun çıkışını bir lastik gibi tutar. Oturma pozisyonunda dışkılama yapmak için o kapağı aşabilmek ve bunun için de ıkınmak gerekir. Zaten burada doğumdaki istenmeyen ıkınma şekli de konumuza dahil oluyor ki bunu sonra ayrıca inceleyeceğim. Valsalva manevrası dediğimiz, iç karın basıncını , içerde hava tutarak itme şeklinde arttıran ve hemoroidden, kılcal damarlarda çatlaklara ve yırtıklara kadar varabilen sorunlara neden olan ıkınma şekli ile bağırsaklardaki katı dışkının atılımına çabalar insan.


Kolon yapısı ve çömelmenin birlikteliği aslında doğal bir mucizedir ve bunu artık fark etmemiz gerekiyor. Bunun medeniyetle ilgisi varsa ve medeniyet sağlıklı yaşamımız için kolaylıklar sağlıyor ise medeniyet çömelmeyi unutturmamak zorundadır.
Sonuçta, çömelme olmadan, iki uyluğun karına basıncı sağlanamaz, çömelmeden sağ uyluk sağ karına basınç yapamaz ve ince bağırsaktan kalın bağırsağa dışkılar sağlıklı şekilde ilerleyemez, çömelme olmadan sol uyluk sol karına basınç yapamaz ve sigmoid colon yukarı itilerek dışkılar rectuma tam olarak ilerleyemez, çömelmeden olmadan anüsden çıkışı sağlayan kapak görevindeki kas açılamaz.

Uzun boylu bir yetişkin, oturarak tuvalet yapmayı sağlayan bir aparatı kullandığında boyundan dolayı dizleri kasıklarından yukarıda kalacağından bir noktaya kadar bağırsaklarını boşaltabilmesi daha mümkünken bu çocuklar için mümkün olmadığından tehlike çocuklarımız için daha büyüktür.

Bağırsaklar tam boşaltılamadan kalan her atığın içindeki sıvı bağırsaklarda emildikçe taşlaşan atıklar zehir üretmeye devam ederek bağırsakların özellikle dönemediği ve ilerleyemediği kıvrımlarında birikerek kalıplaşmaya başlar. Zaman içinde bağırsak yüzeyindeki dokuları kapatıp görevlerine engel oldukça kısır döngü artarak devam eder ve sonuç pek çok hastalıklar, operasyonlar, belki de kansere kadar ilerleyebilir.

Basit bir kabızlık olarak ele alınmaması gereken şikayetler çocuk yaştan başlayarak ilaçlarla veya dışkıyı sıvılaştırmayı sağlayan yöntemlerle çözülmeye çalışılsa da pozisyon değişmedikçe hiçbir zaman tam atım sağlanamayacak ve birikimler tekrar kalanların üzerinde oluşmaya başlayacaktır.
Jonathan İsbit tarafından yazılan Nature Knows Best adlı kitap 8 yıllık araştırmaların sonucunda oturarak tuvalet ihtiyacını gidermeye çalışmanın insan sağlığında yarattığı tehlikeleri anlatmaktadır.

Oturarak tuvalet alışkanlığı ile apandist, mesane sorunları ve idrar kaçırma, kolon kanseri, bağırsak hastalıkları ve fıtıkları, doğum ve doğum ile ilgili sorunlar, kabızlık, ince bağırsak sorunları, hemoroid, banyoda ani kalp krizleri, jinekolojik muayeneler, prostat hastalıkları, cinsel işlev bozuklukları, omurga sorunları vb. problemlerin yakından ilgili olduğuna dair açıklamalar ve araştırmalar bu kitapta yer almıştır.
Tarihsel gelişimde insanoğlunun doğal yapısı çömelmeyi gerektirdiği için, bugün her kültürde de bebeklerin en rahat olduğu pozisyonlardan biri de çömelmektir. Ama zaman içinde öğrenilmişlikler ile bu güdü terk edilir.
1800 lerde kapalı sıhhi tesisatların yapımının başlamasıyla , krallara ve kraliçelere ayrı bir lüks de getirmek için oturmalı aparatlar yapılmaya başlandı.Ve bu sistem sanki batı medeniyetinin ileri ve medeniyetinin sembolü oldu.
2002 nisanında İranlı bir radyolog, Dr Saeed Rad, vajinada rectum duvarında oluşan bir çıkıntı olan “rectocele” diye adlandırılan bir çeşit fıtık hakkında çalışmalar yaparak çömelme pozisyonunda araştırmalar yaptı ve yayınladı. Yaşı 11-75 arasında değişen 21 erkek ve 9 kadın ile yaptığı araştırmada baryumlu lavman ile oturur ve çömelir durumda iken rectum ve puborectalis durumuna ve açılara baktı. Dışkı kaçırma ile ilgili olarak sorunlara dair ilginç görüntüler elde etti.
Artık bu konuda daha ciddi bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerektiğine inancım daha da artıyor. Doğum için de çömelmenin önemi çok büyük ama çömelmeyi unutmuş olan anatomik yapı içinde doğal olan doğumu başarabilmek de zorlaşmaya başlıyor. Oysa bizim amacımız doğal doğum için doğruları öğretmek. Doğal doğum konusunda hormonlardan, nefeslere ve doğumun gerçeklerine kadar her şeyi öğrenip, çömelme ve gerekli pozisyonları kullanamamak nedeniyle açılma ve bebeğin ilerlemesi için yardımcı olamamak hiç de hoş bir durum olmaz.
Derslerimde egzersiz kısmında güvenli çömelme hareketleri ve pelvis açıcı hareketlere öncelik veriyorum ama çömelmeyi hiç beceremeyecek kadar bacakları güçsüz ve dizleri yetersiz o kadar çok insan var ki… Sabırlı ve inançlı bir çalışma ile bu sorunu aşabilmeleri için evde de sık sık çömelmeleri gerekiyor. Bu konuyu sık sık farklı şekillerde bu bölümde incelemeye devam edeceğim.
Çömelmek Sağlıktır…
Sevgilerimle
Jale Dural