YOGA YAPMAYA BAŞLAMAK 8 (PRANAYAMA)

NEFESİN KONTROLU.

Özel nefes egzersizleri sayesinde nefes, düzene kavuşur ve konrol edilir. Prana, Sanskriçe’de yaşam enejisi demektir. Ayama ise genişleme, artma anlamına gelir. Bu anlamda, pranayama, prana’nın bedende gelişip güçlenmesini sağlayan, sinir sistemini arındıran ve kişinin yaşam enerjisini arttıran bir süreçtir.

Yoga yapmaya başladığınızda solunumunuz yüzeysel olabilir, ayrıca sık ve az miktarda nefes almanız muhtemeldir.Ortalama bir insan dakikada 16 ila 18 kez nefes alır.Yoga yaptıkça daha az nefes almaya başlayacaksınız. Ayrıca nefes alış ve veriş süreniz uzayıp, derinleşecektir.

Yoga duruşları bedeni nefesi içine alacak şekilde açar; böylece akciğerler ve kaburgalar arasında bulunan kaslar daha esnek hale gelir.

Öne doğru yapılan eğilme hareketleri bedenin arka kısmını esnetir ve akciğerleri doldurur. Arkaya doğru yapılan eğilme hareketleri bedenin önünü ve ciğerlerin öndeki bölümlerini doldurur. Yana doğru yapılan eğilme hareketleri ise, bedenin yan kısımlarını uzatır ve akciğerler arasındaki boşluğu genişletir.

Yoga, nefesle bedeni birbirine bağlar. Nefes alırken yaşamı içimize çekmiş oluruz. Nefes verirken zihni ve bedeni yabancı maddelerden arındırırız.

Sevgilerimle,

 

EGO 10

Ve sen egoyu başkalarında görmek hususunda çok kurnazsın. Her hangi birisi başka birinin egosunu görebilir. Kendininkine sıra geldiğindeyse,  işte o zaman sorunlar ortaya çıkar – çünkü araziyi bilmiyorsun, orada hiç  gezinmedin ki.

Nihai olana, tanrısal olana giden yolun tümü,  egonun bu zorlu arazisinden geçmek zorundadır. Sahte olanın sahteliği  anlaşılmak zorundadır. Mutsuzluğun kaynağı olan, mutsuzluğun kaynağı olarak  anlaşılmalı – o zaman ortadan kalkıverir.

Onun zehir olduğunu bildiğin zaman kaybolur.  Onun ateş olduğunu bildiğinde kaybolur. Bunun cehennem olduğunu anladığında yok  olur.

Ve işte o zamandır ki, bir daha hiç “Egodan  vazgeçtim” demezsin. O zaman her şeye, tüm mutsuzluklarının yaratıcısının  kendin olduğu şakasına gülmek dışında hiç bir şey yapamazsın.

Charlie Brown’ın bazı karikatürlerine bakıyordum. Bir tanesinde logolarla bir ev yapıyordu. Duvarları yaptığı  logoların ortasında oturuyordu. Duvarlarla çevrelendiği bir an geliyor; her  tarafını duvarlarla kapattığı. Sonra da “İmdat, imdat” diye bağırıyor. Her şeyi kendisi yaptı! Şimdi de onlarla  çevrelendi, hapsoldu. Bu çok çocukça ama senin de tüm yaptığın bu işte. Kendi  çevrene bir ev inşa ettin ve şimdi de “İmdat, imdat” diye
bağırıyorsun. Ve mutsuzluğun milyonlarca kez çoğaldı – çünkü seninle aynı  teknede olan yardımcıların var.

Problem katmerlenir çünkü aynı teknede olan  yardımcılar var. Ve onlar yardım etmek isterler çünkü birisine yardım ettiğinde  egon çok çok iyi hisseder – çünkü sen binlerce insana yardım eden büyük bir  yardımcı, büyük bir guru, efendisin. Ne kadar çok insan seni izlerse, kendini o kadar  iyi hissedersin.

Fakat sen de aynı teknedesin, yardım edemezsin. Daha çok zararın dokunur.

Hala kendi sorunları olan birisinin başkalarına  pek yararı dokunamaz. Yalnızca kendi sorunları olmayan birisinin sana yararı  dokunabilir. Ancak o zaman senin içini görebilecek netlik vardır. Hiçbir soruna  sahip olmayan bir zihin seni görebilir; sen saydamlaşırsın.

Sorunları olmayan bir zihin kendi içinden  görebilir; bu nedenledir ki, başkalarının içini görebilme yeteneğine ulaşır.

Batı’da çok, birçok sayıda psikanaliz okulu  vardır ama insanlara hiçbir yardımı dokunmadığı gibi, çoğunlukla da zarar  verirler. Çünkü başkalarına yardım eden kişiler ya da yardım etmeye çalışan  veya yardım ediyormuş gibi yapanlar da aynı teknenin içindeler.

…Kişinin kendi egosunu görmesi zordur.

Başkalarının egosunu görmekse çok kolaydır.
Fakat önemli olan bu değildir, onlara yardım edemezsin.

Sen kendi egonu görmeye çalış. Sadece izle.

Ondan kurtulmak için aceleci olma, sadece izle.  Ne kadar izlersen, o kadar yeterli hale gelirsin. Bir gün aniden görüverirsin  ki, kendiliğinden kaybolmuş. Ve aslında sadece kendiliğinden olduğunda  kaybolmuş olur. Başka bir yolu yoktur. Olgunluğuna erişmeden ondan  kurtulamazsın.

Kuru bir yaprak gibi düşer.

Ağaç hiç bir şey yapmaz – hafif bir meltem, bir  şeyler olur ve ölü yaprak öylece düşer. Hatta ağaç yaprağın düştüğünün farkına  bile varmaz. O ses çıkarmaz, bir şey iddia etmez, hiçbir şey yapmaz.

Kurumuş yaprak öylece yere düşer ve dağılır. Hepsi bu.

Bilinç ve anlayış yoluyla olgunlaştığında ve egonun tüm mutsuzluklarının nedeni olduğunu derinden hissettiğinde, bir gün aniden, kurumuş yaprağın düşmekte olduğunu göreceksin.

O yere ulaşır ve kendi kendine ölür. Sen hiç bir şey yapmadın dolayısıyla ondan kendinin kurtulduğunu iddia edemezsin. Onun  kayboluverdiğini görürsün ve gerçek merkez ortaya çıkar.

Ve gerçek merkez ruhtur, Tanrıdır, benliğindir, gerçekliktir ya da onu nasıl adlandırmak istersen odur. Onun adı yoktur, o  nedenle de tüm adlar uygundur. Ona canının çektiği her ismi verebilirsin.

OSHO

EGO 9

Ondan vazgeçemezsin. Ondan kurtulmaya çalışırsan, “Alçak gönüllü oldum” diyen, daha zor fark edilen türden bir egon olacaktır.

Alçak gönüllü olmaya çalışma. Bu kendini gizleyen bir egodur – ama ölü değildir.
Alçak gönüllü olmaya çalışma. Alçak gönüllü olmayı kimse deneyemez ve kimse kendi çabasıyla alçak gönüllülüğü yaratamaz, asla! Ego ortadan kaybolunca, alçak gönüllülük sana gelir. O yaratılan bir şey değildir. O gerçek merkezin gölgesidir.
Ve gerçekten alçak gönüllü bir adam ne alçak gönüllüdür ne de bencil.
O sadece basittir.
Hatta alçak gönüllü olduğunun bile farkında değildir.

Eğer alçak gönüllü olduğunun farkındaysan, orada ego vardır.

Alçak gönüllü kimselere bak… Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu düşünen milyonlarca insan vardır. Yerlere kadar eğilirler ama izle onları – en sofistike egoistlerdir onlar. Artık onların besinlerinin kaynağı alçak gönüllüktür. “Ben alçak gönüllüyüm” derler ve sonra da sana bakıp senin onları takdir etmeni beklerler.

Senin onlara “Sen gerçekten alçak gönüllüsün” demeni isterler. “Aslında sen dünyanın en alçak gönüllü kişisisin; hiç kimse senin kadar alçak gönüllü değil”. Sonra da yüzlerine
gelen gülümsemeye bak. Ego nedir? Ego “Kimse benim gibi değil” diyen bir hiyerarşidir. Alçak gönüllülükle kendisini besleyebilir – “Kimse benim gibi değil, ben en alçak gönüllü kişiyim”

Zamanın birinde: Sabahleyin hava henüz aydınlanmamışken fakir bir dilenci caminin birinde dua etmekteydi. Kutsal bir gündü ve o dua edip şöyle diyordu, “Ben bir hiçim. Ben fakirlerin en fakiriyim, günahkârların en büyüğüyüm”
Birden. Bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunu fark etti. Adam ülkenin imparatoruydu ve bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunun farkında değildi – karanlıktı ve imparator da, “Ben bir hiçim. Kimse değilim. Sadece kapındaki bir dilenciyim” diyordu. Başka birisinin daha aynı şeyleri söylediğini duyduğunda imparator dedi ki, “Durun! Beni geçmeye çalışan da kim? Sen kimsin? Bir imparator ‘bir hiç
olduğunu’ söylerken, onun önünde aynı şeyi söylemeye nasıl cesaret edersin?”

İşte ego böyle çalışır. Çok zor fark edilir. Onun çalışması çok kurnazca ve derindendir, çok çok uyanık olmalısın ancak o zaman onu görebilirsin. Alçak gönüllü olmaya çalışma. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların ego yoluyla geldiğini görmeye çalış.
Sadece izle. Vazgeçmene gerek yok.
Ondan vazgeçemezsin. Kim vazgeçecek ondan? O zaman da vazgeçenin kendisi egoya dönüşecektir. Her zaman geri dönecektir.
Her ne yapıyorsan yap, dışında kal ve bak, izle.
Ne yaparsan yap – alçak gönüllülük, basitlik –hiç birisi yardımcı olmaz. Mümkün olan sadece bir şey vardır, o da tüm mutsuzluğunun kaynağının ego olduğunu izlemektir. Onu söyleme. Tekrar etme – İZLE. Çünkü ben onun tüm mutsuzluklarınızın kaynağı olduğunu söylersem ve sen de bunu tekrar edersen yararsız olur bu. SEN bu anlayışa gelmek zorundasın. Her mutsuz olduğunda yalnızca gözlerini kapa ve dışardan nedenler arama. Bu mutsuzluğun nereden kaynaklandığını görmeye çalış. O senin kendi egondur.

Eğer sürekli olarak egonun esas kaynak olduğunu anlar ve hissedecek olursan, bu derinlerde kök salar ve egonun bir gün onun ortadan kayboluverdiğini görürsün. Kimse ondan kurtulmaz – kimse ondan kurtulamaz. Onu öylece görürsün; ortadan kayboluverir çünkü her şeyin kaynağının ego olmasının anlaşılması demek ondan kurtulmak demektir.

BUNU ANLAMAK DEMEK EGONUN KAYBOLMASI DEMEKTİR.

 

OSHO

EGO 8

Buda bodhi ağacının altında oturuyor… O an dünya yok oluverse, Buda için bir şey fark edecek midir? Hiç bir şey. Hiç bir şey fark etmemiş olacaktır. Tüm dünya kaybolsa bir fark yaratmayacak çünkü o merkezine ulaşmıştır.

Ya sen; şayet eşin kaçar, seni boşar, başka birisine giderse tamamıyla dağılırsın – çünkü o sana ilgi gösteriyordu, özen gösteriyor, seviyor, etrafında dolaşıyor, senin kendini birisi olarak hissetmene yardım ediyordu. Tüm imparatorluğun kayboldu, sen dağılıverdin.
İntihar etmeyi bile düşünmeye başlarsın. Neden? Neden karın seni terk edince intihar edesin? ? Neden kocan seni terk edince intihar edesin? Çünkü kendine ait bir merkezin yok. Karın sana merkezi veriyordu; kocan sana merkezi veriyordu.

İnsanlar bu şekilde var olurlar. Böylelikle insanlar başkalarına bağımlı hale gelir. O çok derinden bir köleliktir. Ego bir köle olmak ZORUNDADIR. O başkalarına bağımlıdır. Ve sadece egosu olmayan kişi ilk defa olarak efendidir; artık o bir köle değildir. Bunu anlamaya çalış.

Ve egoyu kendi içinde aramaya başla – başkalarında değil, bu senin işin değildir.

Kendini ne zaman mutsuz hissedecek olursan hemen gözlerini kapa, bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalış ve her seferinde göreceksin ki, sahte merkezin başka biriyle çatışmakta.
Sen bir şey umdun ve gerçekleşmedi.
Sen bir şey bekledin ve tam tersi oldu – egon sarsıldı, mutsuzsun. Yalnızca bak; ne zaman mutsuz olursan, neden olduğunu bulmaya çalış.

Sebepler senin dışında değil. Temel neden içindedir – ama sen her zaman dışarı bakarsın, her zaman sorarsın:
Beni kim mutsuz ediyor?
Benim kızgınlığımın sebebi kim?
Ben kim hayata küstürüyor?
Ve dışarı bakarsan göremezsin.
Sadece gözlerini kapa ve her seferinde içe bak.
Tüm mutsuzluğunun, kızgınlığının, can sıkıntının kaynağı sende, egonda gizli

Ve kaynağı bulursan, onun ötesine geçmenkolaylaşacaktır. Eğer senin başına dert açan şeyin kendi egon olduğunu görebilirsen, ondan kurtulmayı tercih edersin – çünkü hiç kimse mutsuzluğunun kaynağını anlayacak olduktan sonra onu taşıyamaz.

Ve şunu unutma ki, egodan vazgeçmen için bir neden yoktur.

EGO 7

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken başına böyle bir şey gelmiş. Bir adam koşarak gelmiş ve sert bir şekilde ona vurmuş. Üstat yere düşmüş. Ayağa kalkmış ve önceden yürüdüğü yönde, geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye başlamış.
Yanında bir öğrencisi varmış. Şoka uğramış. Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken, herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduğunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile” demiş.
Üstat da, “Bu onun sorunu, benim değil” demiş.

Sen aydınlanmış birisiyle çatışabilirsin ama bu senin sorunundur, onun değil. Ve bu çatışmada incinirsen o da senin kendi sorunundur.
O seni incitemez. Bu bir duvarı yumruklamak gibidir – canın yanacaktır ama duvar değildir seni inciten. Ego sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse sana ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder.
O ilgi ile yaşar.

Dolayısıyla, birisi sana kızgın ve seninle kavga ediyorsa, bu bile iyidir çünkü en azından ilgisi üzerindedir. Eğer birisi severse, iyidir. Eğer kimse seni sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinde olacaktır. Fakat kimse sana hiç bir ilgi göstermezse, kimse senin önemli birisi olduğunu düşünmezse, o zaman egonu nasıl
besleyeceksin?
Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır.
Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersin; belli bir tarzda giyinirsin, güzel görünmeye çalışırsın, çok kibar olursun, roller edinirsin, değişirsin. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinde, hemen insanların sana ilgi göstereceği yönde değişiverirsin.

Bu çok derinden bir dilenciliktir.

Gerçek bir dilenci ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye bağımlı değildir.

EGO 6

Ego birey değildir. Ego toplumsal bir olgudur – o toplumdur, sen değilsin. Fakat o sana toplumda bir işlev verir, toplumda bir yer verir. Ve eğer sen onunla yetinmeye devam edersen, kendi benliğini bulma fırsatını temelden yitirmiş olursun.

İşte bu yüzden son derece mutsuzsun.
Plastik bir hayatla nasıl mutlu olabilirsin ki?
Sahte bir yaşamla nasıl zevkli, huzurlu ve mutluluk içerisinde olabilirsin? İşte o zaman da ego birçok can sıkıntısı yaratır, milyonlarcasını.

Sen onu göremezsin çünkü o senin kendi karanlığın. Ona göre ayarlandın. Tüm mutsuzlukların ego aracılığıyla hayatına girdiğini fark ettin mi?
O seni mutlu kılmaz; sadece mutsuz yapar.

Ego cehennemdir. Acı çektiğin zaman izleyip analiz etmeye çalış ve göreceksin ki, bir yerlerde neden egodur. Ve ego acı çekmek için sebepler bulmaya devam eder.

Sen de herkes gibi bir egoistsin. Bazıları yüzeydedir, çok belirgindir ve onlar çok ta zor değildir. Bazılarıysa çok derinlerde ve zor fark edilirler ve onlardır esas problem. Bu ego sürekli olarak başkalarıyla çatışma halinde belirir çünkü her ego kendinden hiç emin değildir. Öyle olmak ta zorundadır – çünkü  sahtedir. Elinde hiç bir şey olmadığı halde var
olduğunu düşünüyorsan, sorun çıkacaktır.

Biri çıkar da “Sende hiç bir şey yok” derse, kavga başlar, çünkü sen de bir şey olmadığını hissediyorsun. Diğerleri gerçeği fark etmeni sağlar.
Ego sahtedir, o hiç bir şeydir. Bunu sen de biliyorsun. Bunu nasıl olur da bilemezsin? Mümkün değil! Bilinçli bir varlık -nasıl olur da bu egonun sahte bir şey olduğunu bilemez? Ve birileri diyor ki, hiç bir şey yok – ve birileri hiç bir şey yok dediğinde gerçeği söylerler onlar; darbe yersin – ve hiç bir şey doğrular kadar çarpıcı olamaz.
Savunmak zorundasın çünkü savunmasızsan, savunmaya çekilmezsen, o zaman nereye gideceksin?
Kayıplara karışacaksın. Kimliğin dağılacak. Dolayısıyla savunacak ve savaşacaksın – çatışma budur işte.

Kendi benliğini bulmuş bir insan hiç bir zaman çatışmaz. Birileri onunla çatışmaya gelse de, o kimseyle çatışma halinde değildir.

OSHO

EGO 5

Bu senin ruhun, benliğindir.

Bir kez ona yakınlaştığında, her şey değişir, her şey yerine oturur. Fakat bu yerleştirme toplum tarafından yapılmaz. Artık her şey bir kaos değil kozmosa dönüşür; yeni bir düzen ortaya çıkar. Fakat bu artık toplumun düzeni değildir – o tam olarak varoluşun kendi düzenidir.

O, Buda’nın Dhamma, Lao Tzu’nun Tao, Heraclitus’un Logos dediği şeydir. İnsan yapımı değildir. O TAM OLARAK varoluşun kendi düzenidir. O zaman aniden her şey tekrar güzelleşir ve ilk olarak gerçekten güzeldir çünkü insan yapısı şeyler güzel olamazlar.

Yapabileceğin en iyi şey onların çirkinliklerini gizlemektir hepsi bu. Onları süsleyebilirsin ama hiçbir zaman güzel olamazlar. Aradaki fark aynen gerçek bir çiçekle plastik ya da kâğıt çiçekler arasındaki gibidir. Ego plastik bir çiçektir – ölüdür. O çiçek gibi gözükür, çiçek
değildir. Onu bir çiçek olarak adlandıramazsın. Hatta onu çiçek olarak adlandırmak dilbilimi açısından da yanlıştır çünkü çiçek, açan şeydir. Ve bu plastik şey sadece bir nesnedir, çiçek açmanın kendisi değil. O ölüdür. İçinde yaşam yoktur.

İçinde çiçek açan bir merkeze sahipsin. Bu yüzden Hindular onu bir lotus çiçeği olarak adlandırırlar – o çiçek açmanın kendisidir. Bin yapraklı lotus çiçeği derler ona. Bin tane demek sınırsız yaprak demektir. Ve çiçek açmaya devam eder, hiçbir zaman durmaz ve hiçbir zaman ölmez.

Ama sen plastik bir egoyla yetiniyorsun.

Neden yetiniyor olduğunun sebepleri var. Ölü bir şeyde çok uygun şeyler vardır. Bir tanesi, ölü bir şeyin hiç ölmeyeceğidir. Ölemez – hiç yaşamadı ki! Dolayısıyla plastik çiçeklere sahip olabilirsin; bir yönden iyidirler. Kalıcıdırlar; ölümsüz değil, süreklidirler.

Bahçenin dışındaki gerçek çiçek ölümsüzdür ama kalıcı değildir. Ve ölümsüz olanın kendisine özgü ölümsüz olma yolu vardır. Ölümsüz olmanın yolu tekrar tekrar doğup ölmektir. Ölüm yoluyla kendisini tazeler, gençleştirir.

Bize göre çiçek ölmüş gibi görünür – hiç ölmez .Sadece bedenleri değiştirir, böylece her dem tazedir. Eski bedeni bırakıp yenisine girer. Başka bir yerde açar; açmaya devam eder. Yalnız, biz bu sürekliliği göremeyiz çünkü o görünmezdir. Biz yalnızca bir çiçeği, başka bir tanesini görürüz, hiç bir zaman sürekliliği görmeyiz.

Dün açan çiçekle aynı çiçektir o.
Aynı güneştir ama ayrı bir elbisede.

Egonun belli bir niteliği vardır – o canlı değildir. O plastikten yapılma bir şeydir. Ve onu elde etmek çok kolaydır çünkü onu birileri verir. Senin aramana gerek yoktur, arayışla bir ilgin yoktur. Bilinmeyenin peşinde bir arayan haline gelmezsen, bir birey olamamışsın demektir bu. Sadece kalabalığın bir bileşenisindir. Sadece bir kütlesin.

Gerçek bir merkeze sahip değilken nasıl bir birey olursun?