“HAYAT” tan Seçmeler 2

Vaktiyle bize doğayı başka türlü öğretmişlerdi. Dünyadaki varlıklar ikiye ayrılıyordu: Canlılar ve cansızlar: canlılar üç kategoride değerlendiriliyordu: insanlar, hayvanlar, bitkiler. Bugün bunların geleneksel bilimin yapay bölümlemeleri olduğu artık kabul edildiğine göre, geçmişte kendimi kandırılmış gibi hissediyorum, kendileri de kandırılmış olanlar tarafından. Hayvanların yalnızca içgüdüleriyle davrandıklarını söylemişlerdi, oysa bugün, bizimkinden farklı da olsa bilinçli davranışları olduğunu öğreniyoruz. Bugünkü bilgimize göre, insan, doğduğunu ve bir gün öleceğini bilen tek varlık, ama bu onu diğer varlıklardan üstün kılmıyor, doğada var olduğunu sandığımız hiyerarşiler belki de bizim kendimize uyguladığımız birtakım ölçütlerin yansımaları.

Kaos gözlemleri göstermiştir ki, aynı şeyin iki kere tekrarına asla rastlanmamıştır ve tekrarlananlar hiçbir zaman birbirinin tümüyle aynı değildir. Benzer şekiller ortaya çıkabilir, ancak sonraki şekillerde önceliklere oranla birtakım değişmeler görülür.

Nörolog Richard Restak’ın, kitaplarında vurguladığı “Beyin bir organ değil süreçtir ve her an kendini yaratmayı sürdürür” ifadesiyle de koşutluk gösterir. Beyin her bir yandan gelen uyaran bombardımanına maruz kaldığı halde nasıl oluyor da dünyayı algılayışımızda bir uyaran kargaşası yaşamıyoruz sorusunun cevabı da yine beyinde saklı. Çünkü sinir sisteminin amacı, dıştan ve içten gelen uyaranların oluşturduğu kaosu organize etmek ve farkındalıklarımızı bir düzen içinde algılamamızı sağlamaktadır.

Beğenilmeyi merkez alan bir dünya, insanın kendi içinde giderek daha sıkı kilitlenmesine ve çıkışı bulunamayan bir yalnızlığa gömülmesine neden olabilir.

Hayatı beğenilme üzerine kuran insanların derinde, çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.

Narsist, tüm evreni kendi zihninde taşır, ona göre kendinden başka hiçbir şey yoktur. Kendisi için anlamı olan insanlar onun uzantılarıdır, onları kendi benliklerine özümsemiş olduğu için bu insanlar dış dünyada varolan kişiler değil, iç dünyasına mal edilmiş nesnelerdir.

Narsistin ne yapacağı kestirilemez, davranışları tutarsız, kaprisli ve mantık dışı olabilir.

Narsist, kendisinin çevresindekiler için tek güvenilir kaynak olarak kabul edildiğinden emin olana kadar uğraşır. Kendisini onların hayatının temel direği haline getirirken, onların hayat dengesini altüst eder.

Narsist, kendisine hayran, itaatkâr, her an ihtiyaçlarını karşılamaya amade bir partner olmadan kendisini tamamlanmış hissedemez… Çünkü tüm evreni kendi zihninde taşır. Dünyasındaki insanları da kendi benliğine özümsediğinden, onlar içindeki birtakım nesnelerden ibarettir, dış dünyadaki varlıklar değil…”

Tibetli bir rahibe, öğrencisi, “Ölümün karşıtı hayattır, değil mi?” diye sorduğunda, “Hayır” diye karşılık vermiş rahip, “Ölümün karşıtı doğumdur.”

Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu? Üstelik, fizikçi Julian Barber’ın Zamanın Sonu (The End of Time) kitabında “zaman olmayan zaman”ı anlatırken açıkladığı gibi, zaman, aslında var olmayan bir şey, o herhangi bir yöne doğru akmıyor, genetik kodlarımız gereği biz değişiyoruz, gelişiyoruz ve eskiyoruz.

“Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Oysa bilgi mazidir, hikmet ise gelecek.” Amerika Yerlisi Lumbee Kabilesi

Çünkü evrende siyahlar ve beyazlar şeklinde bir ikili bölü yok, her bir varlık kendi bünyesinde beyazını ve siyahını yaşayarak büyük bütünün içindeki kendi bütünlüğünü sürdürmekte.

Dünyanın kendini beyaz olduğuna inandırmış olan bölümü, “bilgi çağı” na girilmiş olduğunu ilan etmenin coşkusunu yaşıyor ki bu durum, daha çok sayıda insanın kendisini beyin korteksi düzeyinde yaşayacağının habercisi. Bilgi aktarımını sağlayan oyuncakların çekiciliği bir yana, bilginin sağladığı iktidarın kişisel güç olarak algılanıyor olması, bilgi sağlayan teknolojiye bağımlı hale gelen insanın her zamankinden daha da kırılganlaşmasına neden olmakta. Yaşanan her şeyin anında bilgiye dönüştürülmesi eğilimi sonucu duygusal yaşantılara yabancılaşmış ve sezgisel güçlerinden uzaklaşmış insanın yaşadığı bireysel sıkışıklıklar, dünyada bir süredir zaten var olan zaman ve mekân sıkışıklığıyla birlikte şiddete davetiye çıkarabilecek potansiyelde.

 

Engin Geçtan “HAYAT”

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s